Create Your First Project
Start adding your projects to your portfolio. Click on "Manage Projects" to get started
UZAKLIĞIN RENKLERİ – 2026
Tarih
Mayıs 2026
Mekânda ve zamanda yaşanan ayrılık; algının, hafızanın ve duygunun birlikte kurduğu dinamik bir ilişkiyi beraberinde getirir. “Uzaklığın Renkleri”, bu ilişkiyi iki farklı sanatsal yaklaşım üzerinden ele alır.
Fulya Turan’ın işleri, rengin özerkliğini merkeze alan fovist–soyut–dışavurumcu bir hatta gelgitler ile ilerler. Renk, her zaman doğayı temsil etmez; perspektif kimi zaman çözülür, mekân parçalanır ve yeniden kurulur. Renk, bir betimleme aracı değil; doğrudan bir düşünme ve hissetme biçimi olarak ortaya çıkar. Fovizm’in radikal renk özgürlüğü ile dışavurumculuğun içsel yoğunluğu, çağdaş bir yüzeyde yeniden harmanlanır.
Aynı zamanda bu işler, çağdaş görsel kültürde giderek artan dijital ara yüz deneyimleriyle de örtüşür. Ekran temelli imgelerin katmanlı yapısı, saydamlık, piksel kırılması ve renk sapmaları gibi etkiler, tuval resminde boyasal yüzeyde analojik karşılıklar bulur. Böylece resim, dijital olanla rekabet etmez; onun algısal mantığını kendi maddeselliği içinde yeniden ele alır.
Ayşin Cebeci’nin işlerinde ise, post-empresyonist peyzaj anlayışının izleri belirgindir. Empresyonist yüzey duyarlılığı ile dışavurumcu içerik – yer yer soyut dışavurumcu kurguları ile - gerilimli bir birliktelik oluşturur. Doğa, anlık ışık etkilerinin ötesine taşınarak, hatırlanan, hissedilen ve içselleştirilen bir manzaraya dönüşür. Görünen ile duyumsanan arasındaki fark, yüzeyde varlık kazanır.
Bu iki yaklaşım, ortak bir soruda kesişir: Mesafe nasıl algılanır ve nasıl hissedilir?
Maurice Merleau-Ponty’nin işaret ettiği gibi, algı yalnızca görsel bir süreç değil; bedensel ve zamansal bir deneyimdir. Bu sergide mesafe, sabit bir derinlik yanılsaması olmaktan çıkar; renk, yüzey ve duygu aracılığıyla sürekli yeniden kurulan bir ilişkiye dönüşür. Uzaklık, bir kayıp ya da eksiklik değil; üretken bir gerilimin kaynağı olarak kabul edilir. Renk ve form, mesafenin diline dönüşür. Bir zamanlar gördüğümüz şey ile hatırladığımız şey arasındaki fark ile şekillenen peyzaj, artık yalnızca bir yerin temsili değildir; içinden geçilmiş, unutulmuş, yeniden kurulmuş bir deneyimdir. “Uzaklığın Renkleri”, temsilden çok ilişkiyi; nesneden çok algıyı; mekândan çok deneyimi önerir. Her iş, sabit bir görüntü değil, izleyiciyle birlikte kurulan bir ilişkinin aracıdır.
“Uzaklığın Renkleri” uzaklardan gelen bir yakınlaşmadır. Bakmaya, durmaya, hissetmeye çağırır, doğaya bakarken aslında içimize baktığımız anların toplamıdır. Bir ağacın gövdesinde kıvrılan zaman, bir çayırın içinde çoğalan hayat ya da gökyüzünde asılı kalan umut…























































